Bazen kısa cümleler den düşen anlamlar daha anlamlıdır, göz kırpan şakakların içinde ki düşünceler... Sarkacın etrafında susuzluk ve yel değirmenleri bağrıma eser... Ne yapsan kolay,...
Kaderi acıya boğdurmanın teri içindeyim... Tek bir yalan mıdır ayrılıkları sağlayan acının başlangıcı, bu son olsun dersin hep, bitsin. Ama yarının malumudur bugün. Bugün mutlulukla...
Kiraz ağacı tesbihim, yün kazağım sen koksun isterim. Yamaçlardan inesin çıplak ayaklarınla, yeşil çimenler neşelensin... Görülmeyen bir yoldan gel, hiç geçilmemiş olsun... Yüreğim açacak her...
Mor dağlar, başı bazen öfkeli bazen sırlı... En doruğuna sığınır acılar, kar tutmayan yeridir ulaşılamayanı. Düğüm saçlı bebekler çözülür karar verildiyse kınalı ellerinle... Mazi derinde...
Kasım da bir bulut bulutta asılı nisan ve kükreyen gökyüzü adını haykırıyor... Bulutlar ağlıyor... Şemsiyeli kadın eldivensiz adam. Yağmur paltolu, gergin ve sırılsıklam... Nisan içiyorum...
Kar ışıldıyor, ipek saçların açılıyor denize beyaz mı beyaz... Gök kubbe düşüyor, iniyor çığlıkları feryadın. Ben üşüyorum... Hamal üşüyor... Demir döven katıksız el... Sırtına acı...
Eylül karışmış akşamlarıma bakmayınca göremiyorum. Bir sözüm mü vardı bir eğri ağacım mı vardı dalında bir meyva mı... Susuyorum işte... Eylül aklım, içeriye nüfuz eden...
Şehir düşen bir yaprak gibi, düşmeyle bitmez hiç bir şehir. Yakın değildir, hiç bir uzaklığa. Kasım; çare değil gözyaşlarıma. Kan, düşer dalımdan buğu, serilir içime...